Eski zamanların birisinde birbirinden güzel ve saygılı olan 12 tane prensesi olan bir kral varmış. Bu güzel mi güzel olan kızlar, oldukça büyük olan görkemli ve şatafatlı bir odada güzelce yaşıyorlarmış. Bu kral 12 tane olan ve çok sevip değer verdiği bu kızlarına olabildiğince dikkat ile koruyor ve prensesler yataklarına uyumaya gittiklerinden sonra, kızlara büyük odalarından çıkmamalarını tembih ediyormuş. Ancak sabah olup herkes uyandıktan sonra tüm ev halkının garibine giden bir olay her gün yaşanıyormuş. Bu olay ise prenseslerin ayakkabılarının yırtılması. Sanki yattıktan sonra 12 prenses durmadan koşuyor, zıplıyor ve dans ediyor gibiymiş. Kral her sabah olduğunda hayrete düşüyormuş ama yeni ayakkabılar da alıyormuş. Fakat yine de 12 adet güzel kızların yeni ayakkabıları aynı şekilde yırtılarak kullanılmaz hale geliyormuş. Başta kral ve yaverleri de durumu anlamıyor ve olayı çözemiyorlarmış.

Sonra yine bir gün kral bu durumdan bıkarak herkese demiş ki: “Hangi yiğit bu kızların ayakkabı sorununu çözerse o kişiyi istediği biri ile sonsuza dek evlendireceğim.” Ancak bu işin sonuna bir şart daha koymuş ve ardından kral eklemiş: “Ancak bu sorunu gelip de çözemez ise işte o zaman o kişinin kellesini alırım ona göre.” Ülkedeki birçok kendine güvenen delikanlılar ve ülke dışından birçok kişi gelmiş. Hepsi de günlerce 12 tane güzel kızın büyük odası önünde günler boyunca nöbet tutmuşlar. Ancak hepsinde aynı durum olan bir süre sonra uyuma baş gösteriyormuş. Günlerce odanın kapısının önünde nöbet tutmalarına rağmen hiçbir genç bu sorunun neden kaynaklandığını çözememiş ve onlar da hayrete düşmüşler. Üstelik bunun yanında ayakkabılar eskiyerek yırtılmaya devam ediyormuş.

Sonra bir gün temiz kalbi olan bir genç adam da şansını denemeye karar kılmış. Ve sarayın yolunu tutmuş. Yolda yavaş yavaş yürürken karşısına zayıf ve bitkin bir kadın çıkıvermiş. Kadının görünüşünden oldukça fakir birisi olduğu belliymiş. Genç adama, “Evladım açlıktan ölmek üzereyim bana verebileceğin yiyeceğin var mı?” Temiz kalpli olan genç, kadına yanında ne bulunduysa bütün yiyecekleri hemen vermiş. Yaşlı ve aç kadın çok sevinmiş. Ve genç adama daha önce bu yoldan geçen bir kişinin bile ona yardım edip yemek vermediğini söylemiş. Yaşlı kadın temiz kalpli gencin diğer kişiler gibi olmadığını anında anlamış ve genç adama sihirleri bulunan bir pelerin armağan etmiş. Ve demiş ki: “Bu sihirli pelerini ne zaman taksan o zaman seni hiç kimse göremez.” Gece saat 12’yi gösterdiği anda pelerini hızlıca tak ve 12 güzel prensesin olduğu büyük odaya gir. Böylelikle seni kimse göremeyecek ve sırrı çözebileceksin demiş. Ama unutmaman gereken bir nokta var: “Prensesler sana ne ikram ederse etsin onları yemeyip içmeyeceksin.” demiş.

Temiz kalpli olan genç adam kadının söylediklerini yapmak üzere saraya gitmiş. Muhafızlara prenseslerin sırrını çözmek için burada olduğunu söylemiş ve odaya doğru yola çıkmış. İlk gün temiz kalpli genç adam kapıda nöbet tutarken 12 prenses arasından en büyük olanı elinde büyük bir bardak limonata getirmiş ve “Susadıysanız lütfen için. Sizin için yaptık.” demiş. Temiz kalpli genç adam heyecandan yolda gördüğü yaşlı kadının söylediklerini unutmuş ve getirilen limonatayı içmiş. Bunun ardından kısa süre sonra uykuya dalmış. Sabah olduktan sonra genç uyanmış ve anlamsızca etrafına bakınmış. İkinci gece adam yine prenseslerin kapısının önünde nöbet tutmaya çıkmış. Bu gün de 12 prenseslerin arasından ortanca olanı elinde bir bardak meyve suyu getirmiş. Adam tüm gün kapıda nöbet tuttuğu için çok susamış ve getirdiği anda meyve suyunu hemen içmiş. Yine derin bir uykuya dalmış. Ertesi sabah uyandığı anda yaşlı kadının söyledikleri aklına gelmiş ve anlamış. “Prenseslerin bana verdiği içeceklerde uyku ilacı vardı.” Ardından kral onu ziyaret etmeye gelmiş ve: “İki günden beri sırrı çözemiyorsun bu gün son günün eğer çözemezsen zindana atılacak ve hiçbir şekilde çıkmayacaksın.” deyip odadan çıkmış. Adam bugün bu sırrı çözmeliymiş artık. Akşam olduğunda genç adam yine prenseslerin bulunduğu odanın kapısında beklemeye başlamış. Bu seferinde de 12 kızdan en küçük olanı elinde portakal suyu ile gelmiş ama genç adam artık olayı anlayıp teşekkür edip bardağı almış. Prenses odasına girince de bardaktaki portakal suyunu bir saksıya dökmüş. Ardından da o gece cidden de uykusu hiç gelmemiş.